İslam Kelamında İman  

İbrahim Paşa Kültür Merkezi’nde konuşan Prof. Dr. Hülya Alper,  İslam kelamında imanı anlattı. İmanın akla dayalı olduğunu söyleyen Alper, “Şüpheyle yaklaşılan bir inançta iman olmaz” dedi. 

BURSA-Bursa Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş. bünyesinde faaliyetlerini sürdüren İbrahim Paşa Kültür Merkezi’nde ilim, sanat ve edebiyat buluşmaları devam ediyor. Moderatörlüğünü Metin Önal Mengüşoğlu’nun yaptığı “Her Düşünce”  programının bu haftaki konuğu Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Profesör Doktor Hülya Alper oldu. Prof. Dr. Alper, akıl, duygu ve irade ilişkisi bakımından İslam kelamında İman nedir sorusuna yanıt vermeye çalıştı.  Konuşmasının başında İslam kelamının en önemli âlimlerinden biri olan İmam Matüridi’nin itikadi görüşlerini anlatan Prof. Dr. Alper, akıl-vahiy ilişkisi konularında içtihatlarından bazı örnekler verdi. Alper,  İslam mümini olarak iman nedir sorusuna yanıt vermenin kolay göründüğünü ancak aynı soruya felsefi boyutta bir cevap aramanın ise çok daha zor olduğunu söyledi.  İmanın akıl, duygu ve irade ile ilişkili olduğuna vurgu yapan Alper,  emin kökünden gelen imanın gönülden benimsemek anlamı taşıdığını ifade etti.  İmanın mezhep görüşlerine göre tanımını dile getiren Alper,  imanın kesin, kapsayıcı olduğunu kaydetti. Prof.Dr. Alper,  “Allah’ın varlığını kabul ediyorsak iman etmiş oluruz. İman gaybi bir boyuttur. “Ben görmediğime inanmam” yaklaşımı imana terstir. İman zaten metafiziktir. Allah’ın varlığı apaçık bir gerçekliktir. Biz bu bilgiye akıl ile ulaşıyoruz. İyilik ve kötülük kavramlarına da duyularımızla ulaşmıyoruz. İmanda duyu bilgisinin olmaması akla dayanır. Şüphe ile yaklaşılan bir inançta iman olmaz. “Ben yüzde 70 güveniyorum” diye bir şey yok. Daimi olarak şüphede kalmak imanın doğasına aykırı. İnsanoğlu sürekli karışıklık halinden şüphe duyar. ”diye konuştu.  İmanın kapsayıcı olduğunu ve tüm insanlığı kapsadığını ifade eden Alper, İslam imanının en ayırt edici özelliğinin ise tek bir hakikate inanmak olduğuna dikkat çekti. İnsanın aklı sebebiyle iman etmeye mükellef olduğuna vurgu yapan Alper, “ Son günlerde, “Aklım yatmıyor ama inanıyorum” şeklinde serzenişler maalesef günümüzde yaygınlaşmaya başladı. İslam tasavvuru, bu tür yaklaşıma yabancıdır. İslam anlayışı bunu kabul etmez” dedi. Düşünmenin, felsefe yapmanın imanı zedeleyeceğine ve imandan çıkaracağına ilişkin görüşlerin son derece tehlikeli ve yanlış olduğunu dile getiren Alper, iman konularında bahsi geçen her şeyin aklın onayladığı gerçekler olduğunu belirtti. Alper “Düşünmenin terk edilmesi bir hakikatin üzerinin örtülmesidir. İslam akılcılığı dediğimizde modern rasyonalizmi anlamayalım. İslam ahlakında bilim,  hakikati bulmak için yapılır para kazanmak için değil.   Akıl, sizi bir üst noktaya getirir ancak Marifetullah’a ulaşma yolu nazar ve istidlal ile olur. Marifetullah’a ulaşmak için nazar ve istidlal kişi üzerine vaciptir” şeklinde konuştu.  Programın sonunda Yazar-Şair Metin Önal Mengüşoğlu,   Prof.Dr. Alper’e, Bursa kültür hayatına kattığı değer ve  “Her Düşünce”  programında katılımından dolayı, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından kendi adına dikilen çınar fidanının sertifikasını takdim etti.

 

 

 

 

 

İbrahim Paşa Kültür Merkezi’nde “Her Düşünce” Sesli Olarak Tartışılıyor

İBRAHİM PAŞA KÜLTÜR MERKEZİ’NDE KONUŞAN EDEBİYATÇI YAZAR ÂLİM KAHRAMAN “İYİ BİR KİTAP OKUNDUĞUNDA BİTMEZ.  HER BÜYÜK YAZAR AYNI ZAMANDA YOL GÖSTERİR. İYİ OKUYUCULARIN AZALMASI, EDEBİYATIN VE KÜLTÜRÜN GERİLEMESİNE NEDEN OLUR.” DEDİ.

BURSA-  Bursa Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş. bünyesinde faaliyetlerini sürdüren İbrahim Paşa Kültür Merkezi’ndeki “Her Düşünce” adlı programda okumanın fikri ve edebi anlamı tartışıldı. Moderatörlüğünü Kültür A.Ş. danışmanlarından Yazar-Şair Metin Önal Mengüşoğlu’nun yaptığı programa konuk olan Edebiyatçı- Yazar Doktor Âlim Kahraman, okuma kavramına ilişkin önemli saptamalarda bulundu. Okuma kavramının yalın ve yüzeysel anlamının yazılı bir metni okumaktan ibaret olduğunu söyleyen Kahraman, ancak okuma fiilinin daha derin anlamlar taşıdığına dikkat çekti. Okumanın harfleri çözme halinin yanında içten geçenleri anlama ve sezme anlamına da geldiğini ifade eden Kahraman, “Yüzeysel bakacak olursak, okuma bir metinde geçen harflerin çözümüdür ancak çoğu zaman insan okuduğu metni, şiiri, romanı ve fikir eserini anlamaz. Edebi eserlerde anlamları dönüştürerek ifade etme tekniği vardır. Okuyucu bunun bilincinde ise okuduğu esere hâkim olur ondan anlam çıkarır. Okumanın manasına bu pencereden bakılmalıdır.”dedi.

İYİ OKUYUCULAR AYNI DİLİ KONUŞURLAR

 Kur’an-ı Kerim’in “Oku” ile başladığını ifade eden Kahraman,  okuma fiilinin Kur’an-ı Kerim’deki anlamıyla bir emir kipi olmasının yanı sıra isim anlamı da taşıdığını kaydetti.  Okuduğunu anlayan iyi bir okuyucunun edebiyat dünyasına katkı sunduğuna dikkat çeken Kahraman,  bir eseri eleştirmenin en önemli şartının iyi bir okuyucu olmaktan geçtiğini dile getirdi. Kahraman “İyi okuyucular, aynı dili konuşurlar. Aynı hissiyatta buluşurlar. Bir ülkede edebiyatın gerilemesinin öncelikli nedeni iyi okuyucuların azalmasıdır.”  diye konuştu.  Kahraman,  Osmanlı dönemi edebiyatında kitabın okutucu,  olduğunu, iyi okuyuculara icazetname verildiğine dikkat çekti. İstiklal Marşı’nın yazarı şair Mehmet Akif Ersoy’un yaşamından ve eserlerinden alıntılar da yapan Kahraman,  21-22 yaşlarında hafız olan Akif’in,  güçlü kaleminin yetiştirilme tarzı ve aldığı eğitimden kaynaklı olduğunu söyledi. Kendisini dinlemeye gelen edebiyatseverlere,  “Acaba bir dünya kütüphanesi kurulsaydı içinde hangi eserler olurdu?”  diye soran Kahraman,  hayalindeki kütüphaneyi ise dünya üzerindeki tüm dillerde yazılmış eserlerin bir arada bulunduğu,  yeryüzünde geçmişten bugüne kullanılan dillerden eserlerin yer aldığı bir kütüphane olarak tarif etti. “Toplum olarak kendi edebiyatımızı anlamak ve sorgulamak istiyorsak dünya edebiyatları ve fikir hareketleri ile mukayese etmemiz gerekir.”diyen Kahraman, kendi içine kapalı hiçbir kültürün gelişemeyeceğini ve uzun ömürlü olamayacağını söyledi.  Hz. Mevlana’nın “Bir ayağım pergel gibi sabit,  diğer ayağımla dünyayı gezerim.”  metaforunu örnek gösteren Kahraman,  kültürlerin etkileşimle gelişebileceğini,  kendi içine kapanmanın edebiyatta ve sanatta geri kalmışlığa zemin hazırlayacağını savundu. Kahraman “Batı dilleri ile yazılmış bazı kelimeleri kendi dil fonetiğimize uydurduğumuz gibi,  birçok yabancı kelimeyi de hazmetmişiz. Türkçe olan bazı kelimeler de başka dillerle uyum sağlamış.  Kültürlerde iki türlü benzerlik vardır. Çoklu dillerden zenginleşmiş kültürler ve kültürlerin birbirlerini etkileyerek doğurdukları kelimeler. Kültürel etkileşime uç ve ilginç bir örnek vermek gerekir ise Orhun Kitabeleri’nde yer alan kimi kelimeler, bazı Kızılderili kabilelerinin dillerinde de rastlandı. ” ifadelerini kullandı.

İYİ BİR KİTAP OKUNDUĞUNDA BİTMEZ. İYİ YAZAR YOL GÖSTERİR

Dili geliştirmenin, üsluba ve dilin rengine zenginlik katmanın sadece dil bilgisi bilmekle olamayacağını belirten Kahraman, dilin edebiyatı severek, okumaya değer vererek güçlenebileceğinin altını çizdi.  Kahraman “İyi bir okuyucu,  kaliteli eserleri,  dünya edebiyatında iz bırakan eserleri birkaç defa okumak zorundadır.  İyi bir kitap okunduğunda bitmez. Her büyük yazar aynı zamanda yol göstericidir. Okuyucu iyi bir eseri her okuduğunda kendi adına, hayata ve dünyaya ilişkin sayısız çıkarımlar yapabilir.   İyi okuyucu, iyi eserleri de seçebilendir. “  ifadelerini kullandı.  Programın sonunda Yazar-Şair Metin Önal Mengüşoğlu Dr. Kahraman’a   “Her Düşünce”  programında katılımından dolayı, Bursa Büyükşehir Belediyesi yayınlarından çıkan “Dünden Yarına Bursa” adlı kitabı hediye etti.

Doç.Dr. Gürses’ten “Kader Hakkında Psikolojik Aforizmalar

                     EMİR BUHARİ KÜLTÜR MERKEZİ’NDEKİ İNSAN VE DİN RPOGRAMINA KONUK OLAN ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ DOÇ.DR. İBRAHİM GÜRSES, “İNSAN KENDİSİ İÇİN YARATILAN KADERİ BİLSEYDİ PLAN YAPMAZDI. BU MUHTEŞEM BİR ÖZGÜRLÜKTÜR.” DİYE KONUŞTU. 

Bursa-  Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş.  bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Emir Buhari Kültür Merkezi’ndeki “İnsan ve Din” programına konuk olan Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doçent Doktor İbrahim Gürses, İslam düşünce tarihinin kader ve kişilik ilişkisine ve din psikolojisine yönelik çarpıcı açıklamalarda bulundu. Moderatörlüğünü Sami Özbağkıran’ın yaptığı programda din sosyologlarının kaderi “kendi sınırları içinde olmak” şeklinde tanımladığına dikkat çeken Gürses, Kur’an-ı Kerim’de ise kaderin “ölçü, miktar, bir şeyi, bir hikmete göre yapmak” anlamı taşıdığına dikkat çekti. “Kader” olgusunu her şeyin önceden belirlenmesi, tayin edilmesi şeklinde yorumlamanın Kur’an-ı Kerim’e aykırı bir kabul olacağını ifade eden Gürses, “Allah’tan ne bir önce, ne de bir sonra vardır. İnsanoğlu açısından her şeyin önceden belirlenmesi, tayin edilmesi söz konusu olabilir ancak Kur’an-ı Kerim’deki “Kader”  bir ölçüyü ifade etmektedir. Allah’ın ilmi ebedi ve ezelidir” şeklinde konuştu. Allah’ın her şeyi biliyor olmasının buna karşın insanoğlunun Yaratan’ın ölçtüğü sınırlı bilgiye erişebilmesinin birey açısından son derece önemli ve muhteşem bir özgürlük olduğunun altını çizen Gürses,  kaderin püf noktasının da bu denklemden geçtiğini ifade etti. Din psikologlarının “Allah insan ile iş görebilen bir varlıktır” tezine dikkat çeken Gürses, “ Filozoflar, din sosyal psikologları kaderi bir yöneliş unsuru, bir plan, bir tasarım duygusu olarak ele alırlar. İnsan tasarım yapar, bir şeye yönelir ya da bir şeye eğilimi vardır. Allah plan yapmaz. Allah’ın düşünmesi yaratması demektir. Bizler onun ruhundan pay almış varlıklar olarak, âşık olur, planlar yapar,  yaşar ve ölürüz. Bu düşünceden hareketle kaderi, bir plan, bir yöneliş, bir tasarım duygusu olarak ele alabiliriz.” dedi.  Sosyolojik ve ahlaki yasalardan önce kaderin var olduğunu belirten Gürses,  “İnsan kendisi için yaratılan kaderi bilseydi plan yapmazdı. İşte bu muhteşem bir özgürlüktür.”diye konuştu.

RUHUN ÖZGÜRLÜĞE KAVUŞMASI İÇİN KADERE İHTİYACI VARDIR!…

Sigara ve alkol kullanmadan, sağlıklı yaşam kurallarına uyarak, stresten uzaklaşarak ve iyi bir ahlakla insanın ölümün erteleyebileceğini ifade eden Gürses,  genetik açıdan tezahür eden fiziksel özelliklerin yine kader bilinciyle, güzel ahlakla, spor ve fiziksel aktivitelerle geliştirilebileceğini söyledi. İnsanın yeteneklerini sergilemesi ve ortaya çıkarmasına yönelik çabalarında hesap bilirliğinin ortaya çıktığını ifade eden Gürses,  Allah’ın bütün kullarını mükemmel yarattığını,  yeteneklerin keşfedilmesinde genetik, anatomik kaderin belirleyici olduğunu ancak bunu düzeltmenin de yine insanın çabasına ve iyi kaderi yaşamasına bağlı kılındığını ifade etti.  Müzik, edebiyat, resim ve kısaca sanata yönelik yeteneklerin de kadere bağlı kılındığına vurgu yapan Gürses, bu yöndeki yetenekleri keşfetmenin ve geliştirmenin de insanın göstereceği çabaya bağlı olduğunu söyledi.  İntihar etmenin, büyü yapmanın, adam öldürmenin,  kaderi bozduğu ve kadere karşı bir başkaldırı olduğu için haram kılındığını söyleyen Doç.Dr. Gürses, “Büyük günahların hepsi, kaderin fıtratını, nehrin akışını bozduğu için haram kılınmıştır. Nehirler, akmak için bir yatağa, ruh da özgürlüğe kavuşması için bir kadere ihtiyaç duyar. İnsana ne verildiyse o onun kaderidir.”şeklinde konuştu.  Kaderin bir bakıma genetik olduğunu da savunan Gürses,  cinsiyetin, ırkın,  fiziksel özelliklerin kaderin genetik olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.

 

RUHSAL ÇÖKÜNTÜNÜN EN ÖNEMLİ NEDENİ KADER İLE TERS DÜŞMEKTİR

Psikoloji biliminin öncülerinden Sigmund Freud’un  “Anatomi kaderdir”  sözüne de atıfta bulunan Gürses,  nevrozların, psikolojik rahatsızlıkların Allah’ın kulları için yarattığı iyi kaderi yaşayamamaktan kaynaklı olduğuna dikkat çekti. Gürses “Benim boyum kısa, gözlerim neden  mavi değil?, Tanrım beni baştan yarat demek, kadere isyandır. Çünkü Allah her kulunu yaşayabileceği standardın en üst seviyesinde yaratır. Kel olduğunu kabul eden, kelliği ve kaderi ile barışık yaşar ” diye konuştu.  Kaderin genetik olduğu kadar,  insanoğlunun kültüründe de karşısına çıktığını ifade eden Gürses, “Burada ve şimdi ilkesini kabul etmeliyiz. Ailemizi, dünyaya geldiğimiz coğrafyayı, ırkımızı, ülkemizi seçemeyiz bu kaderin bir parçasıdır. Anne babamız kim olursa olsun, ister eroinman, ister kanser hastası,  ne olursa olsun kabul etmeli ve sevmeliyiz. Ailemizi dışlar ve sevmez isek kadere ters düşeriz. Ruhsal çöküntünün en önemli nedeni kaderle ters düşmektir. Kaderimizle uyumlu hale gelmeliyiz. Biz bir kültürün, bir tarihin, bir soyağacının, insanlığın içerisine fırlatılmış haldeyiz. Anne babamızı değiştiremeyiz ancak kendimiz değişebiliriz.” saptamasında bulundu.  Kaderin şartlara bağlı ve koşutsal olduğunu dile getiren Gürses,  darbelerin olmasının, savaşların çıkmasının,  ekonominin çökmesinin dahi kaderle ilintili olduğunu ifade etti. Kaderin, bulabilmek için yıllarımızı harcadığımız bir hayat taslağından ibaret olduğunu dile getiren Gürses, “İnsan yaşarken kader geçerlidir. Akıl, iman ve ahlak insana yardımcı olacaktır.” ifadelerini kullandır.

KADERİ İNKÂR EDENLER NEVROTİK İNSANLARDIR

Kaderin varoluşsal olduğuna da dikkat çeken Doç. Dr. Gürses, “ Kader var olan ile birlikte vardır. Varlık varsa kaderde vardır ve ölçülüp biçilmiştir. İnsan boş bir sayfa olarak yaratılmamıştır. Varlığını Allah’a borçludur. Allah’ın ruhundan pay almıştır. Bazı üstün vasıflar ve özellikler Hz. Âdem’den bu yana var olan ve şu anda yaşayan kim varsa, kısacası tüm insanlarda vardır ama çoğunda açığa çıkmamıştır.  Bunun nedeni onların üzerindeki perdelerin kalkmamasıdır. Bu perdeyi de kaldırmak insanın çabasına bağlı kılınmıştır. İnsan kendinden öncekilerin ve kendinden sonrakilerin sahip olacakları ile yaratılmıştır. Kaderi inkâr edenler nevrotik insanlardır.”  diye konuştu. Kaderi inkâr etmenin bireyin kendisine olan güvensizliğinin bir sonucu olduğunu savunan Gürses,  özgürlük ve kaderin birbirine zıt kavramlar olarak görünmelerine rağmen iç içe olduklarının altını çizdi. Gürses “ Kötü kader ilişkilerimizi kesme cesareti gösteremediğimiz için ortaya çıkar. Kaderi yaşamak cesaret işidir.  Bunu yaşarken akılla, imanla ve mantıkla hareket edilmelidir. Don Kişot’un yel değirmenlerine saldırması gibi bir anlayışla iyi kader ortaya çıkmaz. İnsan, hayatı kader atı üzerinde yaşar, dizginleri elindedir ancak at kendi gitmek istediğinde bunu kabul etmek ve boyun eğmek gerekir. Kader hayatımızla ilgili yüce yaratanın takdiridir. Güzel ahlakla, ibadetle, alçak gönüllülükle değişebilir.”dedi. “Kibir”in kaderi ret etmek olduğunu ifade eden Gürses, şeytanın en sevdiği günahın kibir olduğuna dikkat çekti.  “Bunu ben yaptım, bunu ben başardım. Bu benim eserim”demenin Allah’ı devre dışı bırakmakla bir olduğunu ifade eden Gürses “Şeytanın en sevdiği günah neden kibirdir? Çünkü şeytan Allah’ın kaderine baş kaldırandır.” diye konuştu. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doçent Doktor İbrahim Gürses,  Emir Buhari Kültür Merkezi’nde her ayın 3. haftası Cumartesi günleri Saat 16.30’da “Din ve İnsan” programının konuğu olacak.  Gürses bir sonraki programda ise   “ Kader değişirse, kişilik değişir mi?” sorusuna yanıt arayacak.

“Emir Buhari Kültür Merkezi’nde Yakın Tarih Okumaları  Başlıyor”

BURSA-  Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş. tarafından işletilen Emir Buhari Kültür Merkezi’nde,  sezonun ilk programı  “Yakın Tarih Okumaları” ile başlıyor. Bu günde dek alanında uzman onlarca akademisyen, sanatçı ve bilim insanını Bursalılarla buluşturan Emir Buhari Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek yeni sezonun ilk programının konuğu 22. Dönem Adana Milletvekili, ilahiyatçı, şair ve ressam Recep Garip olacak.  Garip,  15 Ekim Cumartesi Saat 19.30’da başlayacak programda “Şiir ve Medeniyet” ilişkisini anlatacak.  Emir Buhari Kültür Merkezi Müdürü Sami Özbağkıran, “Yakın Tarih Okumaları”  etkinliğini her ayın 2. haftası düzenleyeceklerini, tarih meraklılarının da ilgi gösterdiği program ile siyasetten, sanata birçok konu başlığında yakın tarihe ışık tutacaklarını söyledi.  Emir Buhari Kültür Merkezi’ndeki programların halka açık ve ücretsiz gerçekleştirildiğini ifade eden Özbağkıran,  şiir ve tarihe ilgi duyanları sezonun ilk programına davet etti.

“Çocuğuma Dinini Sevdiriyorum”

İBRAHİM PAŞA KÜLTÜR MERKEZİ’NDEKİ KIŞ PROGRAMLARI ANLAMLI BİR SEMİNER İLE BAŞLADI.

 

BURSA- Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş.’ye bağlı İbrahim Paşa Kültür Merkezi’nde kış programları, anlamlı bir seminer ile başladı. Merve Gülcemal’ın hazırlayıp sunduğu “Çocuğuma Dinini Sevdiriyorum” adlı mini seminerin ilki yoğun ilgi gördü. Okul öncesi çocuklara İslam dinini sevdirmeyi ve Müslümanlığın güzelliklerini anlatmayı amaçlayan program kapsamında sosyal medyada “Oyuncu Anne Merve” olarak da tanınan Merve Gülcemal, velilere, ebeveynlere ve eğitimcilere uzman psikolog Ebrar İlhan Yavuz eşliğinde İslam ve çocuk ilişkisini, İslam da çocuk terbiyesini ve çocuğa verilen önemini anlatacak. Cumartesi günleri 11.00- 15.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek seminerde ayrıca katılımcılara, Peygamber örnekliğinde İslam’da çocuk eğitimi ve İslam’da çocuk hakları anlatılacak. Geçtiğimiz hafta ilki yapılan programa gösterilen ilginin kendilerini mutlu ettiğini ifade eden Gülcemal, Bursa Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş.’nin katkılarıyla başlayan projenin velilere çok şey katacağını,  programın çocukların dini gelişimi açısından da hayli faydalı olacağına inandığını söyledi. “Çocuklara İslam dinini nasıl sevdiririz?” sorusundan yola çıkarak İslam’ın hurafelerden arınmış sade bir dille çocuklara aktarmanın ve bunu yaparken de dini sevdirecek olguların ön plana çıkmasının son derece önemli olduğuna vurgu yapan Gülcemal,   böyle faydalı bir programın gerçekleşmesine destek ve katkılarını esirgemeyen, Kültür A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Rıfat Bakan ile şirket yöneticilerine ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’ye teşekkür etti. Her hafta cumartesi günleri İbrahim Paşa Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek seminer tüm velilere ve eğitimcilere açık olacak.