İslam Ahlakı ve Dinde Dejenerasyon

İBRAHİM PAŞA KÜLTÜR MERKEZİ’NDEKİ “HER DÜŞÜNCE” PROGRAMINA KONUK OLAN ANKARA ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROFESÖR DOKTOR ŞABAN ALİ DÜZGÜN,  İSLAM AHLAKI IŞIĞINDA DİNDE DEJENERASYONU ANLATTI. GÜNÜMÜZ TOPLUMUNDA MÜSLÜMANLARI KUREYŞ’E MAHKÛM EDEN BİR SÖYLEM GELİŞTİRİLDİĞİNİ SÖYLEYEN DÜZGÜN,  KENDİNE KUR’AN’DAN DESTEK BULMAKTA ZORLANANLARIN, HADİS UYDURMA YOLUNA BAŞVURDUĞU TESPİTİNDE BULUNDU. DÜZGÜN, KURAN-I KERİM’İN FATİHA SÜRESİNDEN BAŞLAYARAK NAS SÜRESİNE DEK BİR AHLAK KİTABI OLARAK OKUNMASI GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİ.

BURSA- Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş. bünyesinde faaliyetlerini sürdüren İbrahim Paşa Kültür Merkezi’ndeki “Her Düşünce” adlı programın konuğu Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Ana Bilim Dalı Başkanı Profesör Doktor Şaban Ali Düzgün oldu.  Moderatörlüğünü Kültür A.Ş. danışmanlarından Yazar-Şair Metin Önal Mengüşoğlu’nun yaptığı  “Her Düşünce” programına konuşmacı olarak katılan Prof.Dr. Düzgün İslam ahlakı üzerinden dinde yozlaşmayı anlattı.  İlahi dinler arasındaki ahlak anlayışına ilişkin çarpıcı tespitler yapan Düzgün,  İslam’da kötülüğe kötülükle karşılık vermenin yine kötülüğü doğuracağına ilişkin ayet ve hadislerin bulunduğunu, buna karşılık Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat’ta  “Göze göz, dişe diş merhamet yok” ifadelerinin geçtiğini savundu. Bu mantıktan hareketle bir Yahudi’nin kendi dininden olan biriyle alışveriş yaparken onu aldatamayacağını ancak bir başka dinden olanı aldatmasında bir beis olmadığını vurguladı.  Bu inancın dindeki yozlaşmaya somut bir örnek teşkil ettiğini söyleyen Düzgün, İslam’ın ise Yahudiliğin dine dayandırdığı ahlakı ret ettiğini, bunun da ilahı kelamdaki ayet ve sureler ile kanıtladığını söyledi.

KÜLTÜRLERİN OLUŞTUDUĞU KURALLAR DİNDE YOZLAŞMAYA NEDEN OLUYOR.

Kabile kültürünün hâkim olduğu,  Arap toplumunun yeni fethedilen topraklardaki kültürleri özümsemelerinin kolay olmadığını ve Ben-i İsrail’in kendini Yahudilikle özdeşleştirmesi gibi Arapların da kendilerini Müslümanlıkla özdeşleştirerek, başka coğrafyaların Müslümanlarını mevâli adıyla ayrımcılığa tabi tutuklarını ifade eden Prof. Dr. Düzgün  “Ben-i İsrail’in (ırk) Yahudi (din) oluşu ile başka milletlerin Yahudi oluşu arasındaki derece farkı, Arapların Müslümanlığı ile başka milletlerin Müslümanlığına transfer edilmiştir. Kabile ve klan tahakkümünden insanları özgürleştirmeye çalışan Hz. Peygamberin mirası,  bu kabile mantığıyla talan edilmiş ve insanları Kureyş törelerine mahkûm eden bir söylem geliştirilmiştir. Bu söylem, kendine Kur’an’dan destek bulmakta zorlanınca hadis uydurma yoluna başvurmuş ve hilafeti Kureyş’e tapulayan bir konformizm yaratmıştır.”  diye konuştu.  Maide Suresi 32. Ayetteki “Kim, yeryüzünde bozgunculuk çıkartmaya karşılık olmaksızın, haksız yere bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir can kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur”  ilahi kelamını hatırlatan Prof. Dr. Düzgün,  bu ayetin dahi  “Bir Müslüman’ı öldürenin şeklinde”  yorumlandığına dikkat çekti. Mezhep kültürlerinin oluşturduğu fıkıh kurallarının dine yönelik yanlış anlaşılmalara ve yasaklara neden olduğunu ifade eden Profesör Doktor Düzgün,  neyin yasak, neyin doğru, neyin günah neyin sevap olduğunun İlahi Kelamda açıkça var olduğunun altını çizdi. Helal ve haramın ölçüsünü ancak Allah’ın koyacağına işaret etti.

DİYANET GÜNAH VE MÜBAH LİSTESİ ÇIKARSIN

Diyanete, toplumun aydınlatılması ve dinin daha da kolay anlaşılabilmesi için yıllardır, “Haram ve Mübah” listesi çıkarması çağrısında bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Düzgün, “Bugünkü İslam algımızın, kendi toprağımızdan biten ve kendi kültürümüzle beslenen bir yapının yaratması gereken sonuçların çok uzağında olduğunu görmekteyiz. Günümüz Müslümanları, çalmayacaksın, öldürmeyeceksin gibi insanın temel hak ve ödevleri üzerine oturan dinin evrensel ilkelerinin yaşam alanı bulup bulmadığından daha çok, dinin görünürlüğünün artıp artmadığını dindarlığın kriteri olarak saymaya başladılar. Dinin ruhunun, kabuğuna kurban edildiği bir hali yaşıyoruz. Böyle bir zihniyetin faturasının kesileceği adreslerin başında, Fıkıh anlayışımız ve bu anlayışı günümüze taşımanın yegâne aracı durumundaki gelenekçilik ve klasik ilmihal kitapları gelmektedir” diye konuştu.

SATRANÇ’IN NERESİ GÜNAH VE NEYE DAYANARAK

Son günlerde tartışma konusu olan “Satranç oynamak günahtır”  söylemine de karşılık veren Prof. Dr. Düzgün , “Kur’an-ı Kerim de yeri var “Ağzınızı eğip bükerek, bu haram şu sevap demeyin” haram kılma yetkisi Peygamberde bile yok. Satranç oynamanın neresi günahtır, bunu neye dayanarak söylüyorsunuz” ifadelerini kullandı.  Mezheplerin, haram ve günahları kendilerine göre çeşitlendirmeleri halinde bu yolun ahlaksızlığa götüreceğini, Kur’an-ı Kerim’in Fatiha süresinden Nas süresine dek bir ahlak kitabı olarak okunması gerektiğini savunan Düzgün, farklı coğrafyaların ve çoklu kimliklerin ilmi ve medeni birikimini karşısına değil yanına alan bir din anlayışı geliştirmenin dinde yozlaşmanın önüne geçmenin en önemli şartı olduğunu ifade etti. Müslümanların tek bağlılık göstereceği varlığın Allah olduğunu belirten Düzgün, “Hiçbir kimlik bizim kişiliğimizi ezecek şekilde yüceltilmemelidir. Allah’ın ilk yaratması varlığı kendinden özgürleştirmesiyle (ayırarak) oldu.   İslam toplumu (biz) ama hepimiz (ben) beniz.  Ben, bizden özgürleşemiyorsa ve benden başka bir şey ifade edemiyorsa o toplumda ve özgürlüğünde sorun vardır. Bunun bilincinde olmamız gerekir.”  diye konuştu.  Allah’ın yaşamın sürmesi için meydana getirdiği yeryüzünün nasıl bir trajedi haline dönüştürüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Düzgün,  dünya üzerinde Allah’ın mucizeleriyle bahşettiği izlerin bazıları tarafından tüm güçleriyle silinmeye çalışıldığını belirtti.  Düzgün “ Böyle bir dünyada meydana gelen, doğal afetlerin ve felaketlerin insanların canını yaktığını, canlarını aldığını görüyoruz. Güvenli olmayan, korunmayan bir evrende yaşamaya başladık. Farkında mısınız?  Bizler bu olup biten felaketler zincirinin tümüne “kader” deyip geçiyoruz. Allah böyle takdir etti diyerek ona iftira atmıyor muyuz?  Ayet açık değil mi? İyilik Allah’tan kötülük kendinizden gelir demiyor mu?  Dünya üzerinde meydana gelen kötülükler,  insanın kendi davranışlarından ortaya çıkar. Bencil bir yaşam sürdüğümüzü kabul edelim, ahlaksız bir bencillikle hep istiyoruz. Allah’tan istiyoruz, kuldan istiyoruz ve yine hep istiyoruz. Peki, Allah için ne yapıyoruz?” şeklinde konuştu.  Allah’ın dünya üzerinde koruma kalkanını kaldırdığı bir yeryüzünde yaşamaya mecbur bırakıldığımızı ifade eden Düzgün,  İslam coğrafyasında akan kanın, Ortadoğu’nun, Latin Amerika’nın yaşadığı trajedilerin bunun en somut örneği olduğunun altını çizdi.  Düzgün,  “Mısır’ın başkenti Kahire’de 3 milyon insan mezarlıklarda yaşıyor, Brezilya da milyonlarca insan barakalarda yaşam sürüyor. İnsanların yaşam kalitesi her geçen gün kötüleşiyor. Kur’an-ı Kerim’de bu insanlara zayıf düşürülenler (mustazaf) denir.  Adaletin ikamesi olarak merhameti ve ahlakı öne çıkarmalıyız ki koruma kalkanımız güçlensin.”  dedi.   Mülkiyetin insanları zehirlediğini,  bundan kurtulmanın yolunun da sadakadan geçtiğini ifade eden Düzgün,  cimriliğin büyük günah olduğunu söyledi. Düzgün  “ Bir insan sadaka vermiyorsa Allah’a ihanet ediyordur. Kur’an sizin malınızda fakirin hakkı vardır diyor. Allah “Paylaşmazsanız, sadaka vermezseniz sizin helal paranızı haram kılarım” uyarısında bulunmuyor mu?” ifadelerini kullandı. Yazar-Şair Metin Önal Mengüşoğlu programın sonunda Profesör Doktor Şaban Ali Düzgün’e katılımlarından dolayı teşekkür ederken, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanvekili Abdülkadir Karlık da kendisine Bursa kültür hayatına verdiği katkından dolayı adına dikilen çınar sertifikasını takdim etti.