Emir Buhari Kültür Merkezi’nde Yakın Tarih Okumaları Başladı.

GARİP “MAZLUM İSLAM COĞRAFYA’SININ NEFES ALABİLMESİ İÇİN TÜRKİYE’NİN KIYAMDA DURMASI ŞART!…”

ŞİİR VE MEDENİYET ADLI SÖYLEŞİ İLE EDEBİYATSEVERLER VE TARİH MERAKLILARI İLE BULUŞAN ADANA ESKİ MİLLETVEKİLİ,  YAZAR RECEP GARİP,  MAZLUM İSLAM COĞRAFYASININ NEFES ALABİLMESİ İÇİN TÜRKİYE’NİN AYAKTA KALMASININ VE KIYAMDA DURMASININ ŞART OLDUĞUNU SÖYLEDİ.  MİLLETİN KENDİ ÖZ DİLİNDEN VE TARİHİNDEN MAHRUM BIRAKILDIĞINI İFADE EDEN GARİP, “MİSAK-İ MİLLİ SINIRLARINI ÇİZENLER BİZ DEĞİLİZ BUNU ÇİZDİLER VE DAYATTILAR. BİZİM, DOĞUDAN BATIYA TÜM İSLAM COĞRAFYASINI İÇİNE ALAN UÇSUZ BUCAKSIZ SINIRLARIMIZ VARDI.”DİYE KONUŞTU.

Bursa- Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş. tarafından Emir Buhari Kültür Merkezi’nde düzenlenen  “Yakın Tarih Okumaları” söyleşi etkinliğinin konuğu XXII.  dönem Adana Milletvekili, Ressam, İlahiyatçı-Yazar Recep Garip oldu.  Garip’in sunumunu gerçekleştirdiği Şiir ve Medeniyet konulu söyleşiye AK Parti Bursa Milletvekili Osman Mesten, Muş eski Milletvekili Seracettin Karayağız,  AK Parti Yıldırım İlçe Başkanı Hüdayi Yazıcı ve çok sayıda edebiyatsever ve tarih meraklısı katıldı. Söyleşinin açılış konuşmasını yapan Emir Buhari Kültür Merkezi müdürü Sami Özbağkıran,  “Yakın Tarih Okumaları” programı ile toplum hafızasında yer eden militarist tarihin dışına çıkmayı hedeflediklerini söyledi. Tarihi sorgulamak gerektiğinin altını çizen Özbağkıran, “Bize tarih bilinçli olarak sevdirilmedi. Tarihimizle tanışacağız. 1920’lerde bu toplumun nasıl tarihten, dininden soğutulduğunu anlatmaya çalışacağız” diye konuştu. Programın başında 15 Temmuz’da yaşanan hain darbe girişimine ilişkin düşüncelerini aktararak başlayan Garip, çarpıcı açıklamalarda bulundu.15 Temmuz’da yaşananlara 250 yıldan bu yana haçlı ittifakına karşı,  hilal ordularının birlik sağlayamamasın neden olduğunu söyleyen Garip, bu hain planın daha önceki darbelerden farklı olduğunun anlaşılması gerektiğini ifade etti.  80 ihtilali ve 28 Şubat sürecinin kendi jenerasyonlarını alabora eden dönemler olarak tanımlayan Garip, “200 yıl öncesini bilmeyen toplumun bugün yaşananları anlaması zordur. 15 Temmuz’da yaşananlar, tarihin tezahürüdür. Dün tarihte olanlar, bugünün ilanıdır”dedi. “Bize düşen görev, 15 Temmuz’daki halk direnişini sürekli kılmaktır” saptamasında bulunan Garip,  Doğu Türkistan’ın, Afrika’nın, Filistin’in, mazlum İslam coğrafyasının nefes alabilmesi için bu milletin kıyamda durması, ayakta kalması şarttır.  Ünlü şair Sezai Karakoç’un eserinde söylediği gibi bize bir kıyamet aşısı lazım” diye konuştu.

TARİH ŞUURU OLMADAN, MEDENİYET ŞUURU OLMAZ

“Emperyalizm’in, Kapitalizm’in, Siyonizm’in, kana buladığı insanlık, mutlaka bir çıkış yolu bulmalıdır. 21. Yüzyılda sömürgeci Batı’nın istilacı ruhu, yeniden imana, İslam’a ve Müslümanlara dokunuyor. İslam coğrafyasında sürekli savaşlar, sürekli terör olayları baş gösteriyor. Dünyanın başı beladan kurtulmuyorsa, bunun sebebine doğru bakmamız gerekiyor” diyen Garip,  tarih şuuru olmadan, şiirin, edebiyatın, hatta medeniyet şuurunun var olamayacağını söyledi. Garip, “ İbn-i Haldun okumadan, Fuzuli’yi, Farabi’yi tanımadan modern Türk şiirini bilmek ne fayda?  Hece bilmeden, Aruz bilmeden Divan şiirini anlayamayız. Hep batı kaynaklı eserler okumuşuz. Yüzümüzü bütünüyle Batıya dönmüşüz ve bu hoşumuza gitmiş ancak “Vahiy” üzerinden yapılan sanata, şiire, edebiyata dönmezsek, kendi tarihimizi, kültürel, sosyal dokumuzu anlayamayız”dedi. Milletin Osmanlıca bilmediğinden, kendi tarihini, kendi eserlerini okumaktan mahrum bırakıldığını ifade eden Garip, “1923 öncesi tarih, bilim, coğrafya, gökbilimleri ve bir çok kaynak Osmanlıca yazıldı. Bunları okuyamadan tarihini, geçmişini nasıl bilir bu vatanın evladı? Osmanlıcayı bilmediğimiz, anlamadığımız için Fatih’in, Kanuni’nin divanını okuyamıyoruz. 1923 ile birlikte tüm tarihsel bağlarımız koparılmış üzerimize yeni bir dil kodlanmış. Misak-i Milli sınırlarını çizenler biz değiliz bunu çizdiler ve dayattılar. Bizim, doğudan batıya tüm İslam coğrafyasını içine alan uçsuz bucaksız sınırlarımız vardı.” ifadelerini kullandı.  Osmanlı’nın kendine has davranışlarının, ikramlarının “Vahiy” kaynaklı olduğunun altını çizen Garip, “İnsanlar inançları ekseninde bir toplum oluşturmalı. Biz kendi içimizde farklı olanlardan,  Vahiy dışında beslendiğimizden üslubumuz, kişiliğimiz ve benliğimiz değişti” dedi. Sanatın ve edebiyatın olduğu yerde medeniyetin var olacağını söyleyen Garip, Türk toplumundaki Hat, Tezhip, Minyatür gibi geleneksel güzel sanatlarının medeniyet anlayışımızı besleyen Kur’an-ı Kerim’den aldığımız ilhamlar olduğunu söyledi. Garip, “Sanatı ve edebiyatı icra ederken, Kur’an-ı Kerim’i okumadan, İslam’ı bilmeden yola devam edemeyiz. Vahiy anlatmamışsa şiirin anlamı yoktur. Mutlak suretle vahiy’e karşı duran ne kadar davranış varsa dik durmalıyız. Yeniden özümüze, Kur’an-a,  dönebilirsek özümüzü bulmuş olacağız” diye konuştu.

DİL KAYBI HAFIZANIN, TARİHİN, BENLİĞİN YOK OLUŞUDUR.

Kur’an-ı Kerim’den örnekler vererek sanatın anlamına ilişkin önemli saptamalarda bulunan Garip, dünyaya şiiri, sanatı edebiyatı neşretmiş bir ecdadın torunlarının kendi sorumluluklarının bilincinde olması gerektiğine dikkat çekti.   Garip,  “Osmanlı Padişahlarının, 36 devlet sultanının her birinin birer sanatkâr olduğunu görüyoruz. Mesela 3. Selim musikide 17 makam icat etmiş. Picasso bile bizim hat sanatımız karşısında dudakları uçuklamış, “benim resimlerim bu sanatın yanında duramaz” özeleştirisini yapmış. Peki,  bizler böyle bir ecdadın torunları olarak ne kadar sanat ile iç içeyiz?” diye sordu. Batı klasiklerinin ve Rus edebiyatının beyinleri iğfal ettiğini dile getiren Garip, “Bize ait değerleri bilmeden batılı eserleri okuyoruz. 1960’lı yıllardan itibaren batı kaynaklı eserler hep beceriksiz çevirmenler tarafından kaleme alınmış. Necip Fazıl okumadan Aristoteles’i anlayamazsınız, Socrates’i anlamlandıramazsınız. Her aydın Farsça, Osmanlıca, Arapça bilmeli. Farsçayı bilmeden Divan edebiyatını okuyamazsınız. Dil kaybı hafızanın,  tarihin, benliğin yok oluşudur” diye konuştu.