Doç.Dr. Gürses’ten “Kader Hakkında Psikolojik Aforizmalar

                     EMİR BUHARİ KÜLTÜR MERKEZİ’NDEKİ İNSAN VE DİN RPOGRAMINA KONUK OLAN ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ DOÇ.DR. İBRAHİM GÜRSES, “İNSAN KENDİSİ İÇİN YARATILAN KADERİ BİLSEYDİ PLAN YAPMAZDI. BU MUHTEŞEM BİR ÖZGÜRLÜKTÜR.” DİYE KONUŞTU. 

Bursa-  Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş.  bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Emir Buhari Kültür Merkezi’ndeki “İnsan ve Din” programına konuk olan Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doçent Doktor İbrahim Gürses, İslam düşünce tarihinin kader ve kişilik ilişkisine ve din psikolojisine yönelik çarpıcı açıklamalarda bulundu. Moderatörlüğünü Sami Özbağkıran’ın yaptığı programda din sosyologlarının kaderi “kendi sınırları içinde olmak” şeklinde tanımladığına dikkat çeken Gürses, Kur’an-ı Kerim’de ise kaderin “ölçü, miktar, bir şeyi, bir hikmete göre yapmak” anlamı taşıdığına dikkat çekti. “Kader” olgusunu her şeyin önceden belirlenmesi, tayin edilmesi şeklinde yorumlamanın Kur’an-ı Kerim’e aykırı bir kabul olacağını ifade eden Gürses, “Allah’tan ne bir önce, ne de bir sonra vardır. İnsanoğlu açısından her şeyin önceden belirlenmesi, tayin edilmesi söz konusu olabilir ancak Kur’an-ı Kerim’deki “Kader”  bir ölçüyü ifade etmektedir. Allah’ın ilmi ebedi ve ezelidir” şeklinde konuştu. Allah’ın her şeyi biliyor olmasının buna karşın insanoğlunun Yaratan’ın ölçtüğü sınırlı bilgiye erişebilmesinin birey açısından son derece önemli ve muhteşem bir özgürlük olduğunun altını çizen Gürses,  kaderin püf noktasının da bu denklemden geçtiğini ifade etti. Din psikologlarının “Allah insan ile iş görebilen bir varlıktır” tezine dikkat çeken Gürses, “ Filozoflar, din sosyal psikologları kaderi bir yöneliş unsuru, bir plan, bir tasarım duygusu olarak ele alırlar. İnsan tasarım yapar, bir şeye yönelir ya da bir şeye eğilimi vardır. Allah plan yapmaz. Allah’ın düşünmesi yaratması demektir. Bizler onun ruhundan pay almış varlıklar olarak, âşık olur, planlar yapar,  yaşar ve ölürüz. Bu düşünceden hareketle kaderi, bir plan, bir yöneliş, bir tasarım duygusu olarak ele alabiliriz.” dedi.  Sosyolojik ve ahlaki yasalardan önce kaderin var olduğunu belirten Gürses,  “İnsan kendisi için yaratılan kaderi bilseydi plan yapmazdı. İşte bu muhteşem bir özgürlüktür.”diye konuştu.

RUHUN ÖZGÜRLÜĞE KAVUŞMASI İÇİN KADERE İHTİYACI VARDIR!…

Sigara ve alkol kullanmadan, sağlıklı yaşam kurallarına uyarak, stresten uzaklaşarak ve iyi bir ahlakla insanın ölümün erteleyebileceğini ifade eden Gürses,  genetik açıdan tezahür eden fiziksel özelliklerin yine kader bilinciyle, güzel ahlakla, spor ve fiziksel aktivitelerle geliştirilebileceğini söyledi. İnsanın yeteneklerini sergilemesi ve ortaya çıkarmasına yönelik çabalarında hesap bilirliğinin ortaya çıktığını ifade eden Gürses,  Allah’ın bütün kullarını mükemmel yarattığını,  yeteneklerin keşfedilmesinde genetik, anatomik kaderin belirleyici olduğunu ancak bunu düzeltmenin de yine insanın çabasına ve iyi kaderi yaşamasına bağlı kılındığını ifade etti.  Müzik, edebiyat, resim ve kısaca sanata yönelik yeteneklerin de kadere bağlı kılındığına vurgu yapan Gürses, bu yöndeki yetenekleri keşfetmenin ve geliştirmenin de insanın göstereceği çabaya bağlı olduğunu söyledi.  İntihar etmenin, büyü yapmanın, adam öldürmenin,  kaderi bozduğu ve kadere karşı bir başkaldırı olduğu için haram kılındığını söyleyen Doç.Dr. Gürses, “Büyük günahların hepsi, kaderin fıtratını, nehrin akışını bozduğu için haram kılınmıştır. Nehirler, akmak için bir yatağa, ruh da özgürlüğe kavuşması için bir kadere ihtiyaç duyar. İnsana ne verildiyse o onun kaderidir.”şeklinde konuştu.  Kaderin bir bakıma genetik olduğunu da savunan Gürses,  cinsiyetin, ırkın,  fiziksel özelliklerin kaderin genetik olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.

 

RUHSAL ÇÖKÜNTÜNÜN EN ÖNEMLİ NEDENİ KADER İLE TERS DÜŞMEKTİR

Psikoloji biliminin öncülerinden Sigmund Freud’un  “Anatomi kaderdir”  sözüne de atıfta bulunan Gürses,  nevrozların, psikolojik rahatsızlıkların Allah’ın kulları için yarattığı iyi kaderi yaşayamamaktan kaynaklı olduğuna dikkat çekti. Gürses “Benim boyum kısa, gözlerim neden  mavi değil?, Tanrım beni baştan yarat demek, kadere isyandır. Çünkü Allah her kulunu yaşayabileceği standardın en üst seviyesinde yaratır. Kel olduğunu kabul eden, kelliği ve kaderi ile barışık yaşar ” diye konuştu.  Kaderin genetik olduğu kadar,  insanoğlunun kültüründe de karşısına çıktığını ifade eden Gürses, “Burada ve şimdi ilkesini kabul etmeliyiz. Ailemizi, dünyaya geldiğimiz coğrafyayı, ırkımızı, ülkemizi seçemeyiz bu kaderin bir parçasıdır. Anne babamız kim olursa olsun, ister eroinman, ister kanser hastası,  ne olursa olsun kabul etmeli ve sevmeliyiz. Ailemizi dışlar ve sevmez isek kadere ters düşeriz. Ruhsal çöküntünün en önemli nedeni kaderle ters düşmektir. Kaderimizle uyumlu hale gelmeliyiz. Biz bir kültürün, bir tarihin, bir soyağacının, insanlığın içerisine fırlatılmış haldeyiz. Anne babamızı değiştiremeyiz ancak kendimiz değişebiliriz.” saptamasında bulundu.  Kaderin şartlara bağlı ve koşutsal olduğunu dile getiren Gürses,  darbelerin olmasının, savaşların çıkmasının,  ekonominin çökmesinin dahi kaderle ilintili olduğunu ifade etti. Kaderin, bulabilmek için yıllarımızı harcadığımız bir hayat taslağından ibaret olduğunu dile getiren Gürses, “İnsan yaşarken kader geçerlidir. Akıl, iman ve ahlak insana yardımcı olacaktır.” ifadelerini kullandır.

KADERİ İNKÂR EDENLER NEVROTİK İNSANLARDIR

Kaderin varoluşsal olduğuna da dikkat çeken Doç. Dr. Gürses, “ Kader var olan ile birlikte vardır. Varlık varsa kaderde vardır ve ölçülüp biçilmiştir. İnsan boş bir sayfa olarak yaratılmamıştır. Varlığını Allah’a borçludur. Allah’ın ruhundan pay almıştır. Bazı üstün vasıflar ve özellikler Hz. Âdem’den bu yana var olan ve şu anda yaşayan kim varsa, kısacası tüm insanlarda vardır ama çoğunda açığa çıkmamıştır.  Bunun nedeni onların üzerindeki perdelerin kalkmamasıdır. Bu perdeyi de kaldırmak insanın çabasına bağlı kılınmıştır. İnsan kendinden öncekilerin ve kendinden sonrakilerin sahip olacakları ile yaratılmıştır. Kaderi inkâr edenler nevrotik insanlardır.”  diye konuştu. Kaderi inkâr etmenin bireyin kendisine olan güvensizliğinin bir sonucu olduğunu savunan Gürses,  özgürlük ve kaderin birbirine zıt kavramlar olarak görünmelerine rağmen iç içe olduklarının altını çizdi. Gürses “ Kötü kader ilişkilerimizi kesme cesareti gösteremediğimiz için ortaya çıkar. Kaderi yaşamak cesaret işidir.  Bunu yaşarken akılla, imanla ve mantıkla hareket edilmelidir. Don Kişot’un yel değirmenlerine saldırması gibi bir anlayışla iyi kader ortaya çıkmaz. İnsan, hayatı kader atı üzerinde yaşar, dizginleri elindedir ancak at kendi gitmek istediğinde bunu kabul etmek ve boyun eğmek gerekir. Kader hayatımızla ilgili yüce yaratanın takdiridir. Güzel ahlakla, ibadetle, alçak gönüllülükle değişebilir.”dedi. “Kibir”in kaderi ret etmek olduğunu ifade eden Gürses, şeytanın en sevdiği günahın kibir olduğuna dikkat çekti.  “Bunu ben yaptım, bunu ben başardım. Bu benim eserim”demenin Allah’ı devre dışı bırakmakla bir olduğunu ifade eden Gürses “Şeytanın en sevdiği günah neden kibirdir? Çünkü şeytan Allah’ın kaderine baş kaldırandır.” diye konuştu. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doçent Doktor İbrahim Gürses,  Emir Buhari Kültür Merkezi’nde her ayın 3. haftası Cumartesi günleri Saat 16.30’da “Din ve İnsan” programının konuğu olacak.  Gürses bir sonraki programda ise   “ Kader değişirse, kişilik değişir mi?” sorusuna yanıt arayacak.