Astrofest Muhteşemdi…

Hafta sonu Uludağ’daydım… BOF Otel’de düzenlenen Astrofest’i izledim…

Astrofest, Bursa Büyükşehir Belediyesi Bilim ve Teknoloji  Merkezi tarafından bu yıl 2. kez düzenlendi…

Beni hem şaşırtan hem de içimi açan bir etkinlikti… Katılım hiç tahmin etmediğim kadar fazlaydı…

17 farklı ilden 560 kişi katılmış… En güzeli de neydi biliyor musunuz? Otel lobisinde koşuşturan, atölyeleri dolduran onlarca minik…

Astronomiye yani bilime ilgi duyan insanlar, bebekleriyle, 4-5 yaşındaki çocuklarıyla oradaydılar…

Katılımcıların bir kısmı otelde kalırken, bir kısmı ise otele yakın bir alandaki kampta çadır kurmuşlardı…

Festivalin 2. günü hava çok soğuktu… Sis, yağmur ve yüksek tepelerde kar bile vardı…

Haa… Üşümekten hiç şikayetçi olmadım… Önceki haftanın kavurucu sıcaklarından sonra Uludağ’ın soğuğu ilaç gibi geldi…

Sadece, meteor yağmuru gözlemi yapılamadı… Kamp katılımcılarının bir kısmı yağmur ve soğuğa rağmen yürüyüşe çıktılar…

Çocuk ve gençler teleskop ayansı, takım yıldızı panosu, usturlap yapımı, Satürn yapımı, yer yön bulma atölyesi, roket yapımı, takım yıldız dürbünü, astronot maskesi, gök atlası, güneş saati, astronot boyama, kadran gibi çeşitli atölye çalışmalarına katılırken…

Yetişkinler ile yine çocuk ve gençler ilgiyle söyleşileri izledi…

NASA’dan, CERN’den, Türkiye Astronomi Derneği’nden, TÜBİTAK’tan, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi’nden, Ulrecht Üniversitesi’nden uzmanların söyleşileri iki salonda gerçekleşti…

Hepsi de tıklım tıklım doluydu.

Konuşmacılar Mars’ın keşfi, uzay ve astronominin bilinmeyenleri, İslam ve astronomi gibi çeşitli konuları gündeme getirdi…

İzleyebildiklerimden birisi Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Murat Hüdaverdi’nin sunduğu “Uzay çöplüğü” oldu…

Çok karmaşık bilimsel bir konuyu, 7 yaşındaki çocukların bile anlayacağı örneklemelerle anlattı… Zaten soru cevap kısmında çocuklardan gelen sorular da konunun anlaşılabilirliğini ortaya koyuyordu… Samanyolu ve galaksileri, yıldızları, ardından da karanlık maddeyi anlattı Yrd. Doç. Dr. Hüdaverdi…

Görülmediğini ama ihtiyaç duyulduğunu, nasıl keşfedildiğini anlattı uzun uzun… Ve evrenin yüzde 5’inin atomlardan, yüzde 24’ünün karanlık madde ve yüzde 72’sinin de karanlık enerjiden oluştuğunu söyledi… Ve uzayın nasıl çöplerle dolduğunu da aktardı

TÜRKİYE’NİN İLK ASTRONOTU

İzlediğim diğer söyleşi ise Türkiye’nin ilk astronotu olan Halil Kayıkçı ile Ceylan Pirinççioğlu oldu…

Konu uzay turizmiydi… Xclor firması tarafından 2017’de başlaması öngörülen turistik uzay yolculuğunun şu andaki fiyatları 150 bin dolar…

İlk başladığında 35 milyon dolar iken, sonra 20 milyon dolara düşmüş… Şimdi ise 130 bin dolarda…

Uzay mekiği iki kişilik, biri astronot, diğeri yolcu… Uzaya çıkıyor ve dönüş yapabiliyor…

Tamamlandığında bir mekik günde 4 sefer yapabilecekmiş… İlk kalkış yeri Karayip adalarında bir yer olacakmış… Daha sonra ABD ya da herhangi bir Avrupa ülkesinden bile kalkış yapabilirmiş…

60 kilometreye kadar 4 motor çalışıyormuş ve daha sonra uzayda sessizlik hakim oluyormuş…

Mışlı, aktardım…

Zira masal gibi bir şey!..

Ceylan Pirinççioğlu’na bugüne kadar Türkiye’den kaç kişinin bilet aldığını sorduk; 5 kişi almış…

Öte yandan… Uzaya çıkmaya hak kazanan Halil Kayıkçı ile bu sayı 6’ya çıkıyor…

Kayıkçı konuşmaya başladığında doğrudan çocuklara hitap etti:

“Hayallerinizden asla vazgeçmeyin, hayal edin… Benim çocukken en büyük hayalim uzaya çıkabilmekti” dedi…

İlkokuldayken arkadaşlarıyla birlikte okudukları bir ansiklopediyle birlikte uzaya dair farkındalık oluştuğunu ve hayal kurduklarını anlattı…

Halen İTÜ Uzak Teknolojileri Mühendisliği son sınıf öğrencisi… NASA ve Xclor firmasının açtığı bir yarışmaya başvurmuş… 2 milyon kişi arasında elene elene Türkiye’den ilk 3’e giriyor…

NASA’da 60 ülkeden 107 katılımcı kampa alınıyor.

Fiziki testler ve NASA’daki astronotluk eğitiminden sonra elemeler yapılıyor ve 23 kişi uzaya çıkma hakkını elde ediyor… Halil Kayıkçı da Türkiye’den uzaya çıkacak kişi olarak seçiliyor…

100 kilometreyi geçen astronot sayılıyormuş! Kayıkçı, 103 kilometreye kadar çıkacağını söyledi…

Ve çocuklar Kayıkçı’yı soru yağmuruna tuttular…

TABİATLA İNSANIN BAĞI…

Ve… TRT’nin ‘Doğadaki İnsan’ isimli sevilen belgeselinin yapımcısı ve sunucusu Serdar Kılıç da AstroFest’teydi… Katılımcılarla birlikte Uludağ’da bir doğa yürüyüşü gerçekleştiren Kılıç’ın cumartesi gecesi 21.30’daki söyleşisine ilgi inanılmazdı…

Kılıç, doğa ve insan ilişkisini anlatırken, Kafkasya’dan gelip Sivas’a yerleşen dedesine sık sık atıfta bulundu; “Ben pek çok şeyi dedemden öğrendim” dedi…

Cebinden çıkardığı huş ağacı kabuğundan ateş yaktı… Anısını anlattı:

“Kafkasör Yaylası’nda yürüyordum. Bir köylü nine ‘huş kabuğu getirirsen sana sakız yaparım’ dedi. Onu parçalara ayırdı, tereyağında kavurdu, sakız yaptı, çiğnememi istedi. Sonradan öğrendim ki, ağızdan mideye nefesle, tükürükle ilgili tüm düzeni sağlıyor… Yine köylülerden öğrendim. Huş ağacına su yürüdüğünde delik açılırsa suyu akar, o su içilir. Son yapılan araştırmalar kansere iyi geldiğini ortaya koydu.

Biz çok bilen olduk. Ay’a gideceğiz diyoruz. Ama dünyayı yaşanmaz hale getirdik. Tabiatla insanın bağını yeniden kurmak lazım. Biz tabiatın sahibi değiliz, o bizim sahibimiz…”

Ve daha bir sürü ilginç şey anlattı… Köpeğin, atın, bitkinin yerinde işlevsel olduğuna değindi, “Şehirlere geldik, hayvan sever olduk” derken bir konuya da dikkat çekti:

“Köylü cahil değildir. Ben bir sürü şeyi köylüden öğrendim…”

(Baştan da dediğim gibi son derece keyifli, iç açan bir iki gün geçirdim…

Bu arada, Bilim ve Teknoloji Merkezi Basın ve İletişim’den Gökhan Küçükkaplıdağ ilgilenip davet etmeseydi orada olamazdım… Ve Astrofest etkinlik sorumlularından Sümeyye Kocamaz, onca işin gücün arasında bana zaman ayırdı. Teleferik’te havada kaldık, onar dakika… Karnımın acıkmasından tutun da, atölye ve söyleşiler ve yer ayarlamaya dek…)

H. Gül KOLAYLI